Edebiyat

Edebiyat Akımından Psikolojik Bir Hastalığa Dönüşen: Bovarizm

Edebiyatın unutulmaz eserlerinden biri olan Madam Bovary, Dünya Klasikleri arasında kült bir yere sahiptir. İlk defa 1857 yılında yayımlandığında oldukça ses getiren eser tam 5 yılda yazıldı. Gustave Flaubert tarafından kaleme alınan eser, olayları göründüğü gibi ortaya koyan tavrı yüzünden büyük tepkilere neden oldu. Gustave Flaubert romanın ahlaksızlığa teşvik etmesi suçuyla dava açılırken, romantizm yerle bir olurken sahici gerçekler okuyucu tarafından çok zor kabullenildi.

Bovarizm akımını başlatan Madam Bovary, edebiyata farklı bir bakış açısı kazandırırken, günümüzde de psikoloji literatürüne girdi. Bovarizm; kişinin bulunduğu konumdan sıkılması, daha iyilerine layık olduğu düşüncesi, içinde bulunduğu memnuniyetsizliği, çatışmaları ve tatminsizliği karşılıyor.

Kişinin gerçeklerden kaçınma isteği, yeni maceralar arayışı, mevcut yaşamının kısıtlamalarında boğuluyormuşcasına hissetmesi günümüz insanlarının çelişkili yaşantılarını tanımlıyor. Realist bir bakış açısıyla yazılan eser yaşamın temel kanunlarına bir başkaldırıştı . Bovarizm tanımı edebiyatta acı gerçekleri karşılarken, psikolojik anlamda tatminsizlik ve memnuniyetsiz tarafımızı karşılıyordu.

Ah güzelliğinin tazeliği içinde, evliliğin pisliklerinden, evliliğe ihanetin düş kırıklıklarından önce, hayatını büyük sağlam bir yüreğin üzerine kurabilseydi. Erdem, sevgi, haz ve görev birleşecekti o zaman. Böyle yüce bir mutluluğu hiç yitirmeyecekti. Ama bu mutluluk, her isteği düş kırıklığına uğratmak için üretilmiş bir yalandı şüphesiz. Sanatın şişirdiği tutkuların küçüklüğünü biliyordu şimdi. Düşüncelerini bundan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Acıların bu kopyasını, gözleri eğlendirmekten başka bir yararı olmayan, yalnızca biçimde kalan bir oyundan başka türlü görmek istemiyordu. Hatta küçümseyen bir acımayla için için gülümsüyordu. (

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir